By Özge Kocer on Çarşamba, 22 Temmuz 2015
Category: Genel

Aman da ne zor imiş yar yar buğday hasadı..

Biz buğdayımızı yaklaşık 7 ay önce attık toprağımıza. Sarı buğday, Mustafa Ülgen'den ata tohumu.. Bolluk bereket olsun diye, içinde çocuklarımız koşsun diye, ata yadigarıdır, sahip çıkalım diye, kurda kuşa yem olsun, kalanı bize ekmek olsun diye, ekmeğimizin kıymetini daha da çok bilelim diye.. Tohumları attığımız ilk günün yazısı şurada:...

http://www.permakamp.com/tr/gunce/kurda-kusa-asa

Arazimizin susuz tarım yapacağımız kısmının yarısına buğday, diğer yarısına da bakla ve bezelye ekmiştik; toprağı besleyelim, azotu bağlayalım, o da bize bağlansın diye.. Attık ve unuttuk bu tohumları, geldik geçtik baktık: a yeşermişler, a büyüyorlar, başak mı o? daha başını eğmedi canııııım..

İyi de nasıl hasat etmeli? Biçerdöver soksak, buna değmez, küçük, 3 dönüm yer.. Elle nasıl yapıcaz bu işi birbirimizi kesmeden? Hadi biçtik diyelim, sapla samanı nasıl ayırıcaz? (Bu felsefi boyutta da zor..). Buğday hasadı sürecinde şanssız bir bölgedeydik, çünkü İstanbul ve çevresinde buğday ekilmiyor, en yakın Şile civarında. Biçerdöver bulsak bile, hadi ikna ettik diyelim astarı yüzünü geçmeden, nasıl getiricez? Vee sonunda hayatımıza yeni bir kelime girdi: Patoz! Bilenlere danıştık, zaten çok da seçenegimiz yoktu, karar verdik buğdayları elle biçip patozda sapla samanı ayıracaktık. Peki yakında var mıydı bu patoz? Köye haber saldık, yok dediler, napicaksiniz buğdayı, niye ektiniz dediler, buğdayın kilosu kaç para ki dediler.. Halbuki bizim nedenlerimiz çokça romantikti, pek az maddi; sapsarı salınan buğdaylar, arasında koşan çocuklar, ve buğdayın bizim için simgeledikleri, bizi biz yapanlardan biri.. Neyse, sonunda, tam da ümitsizliğe gidiyorken patoz varmış, hemen karşı kıyıda, eskiymiş, olsun dedik, işimiz olsun da..

Peki ne zaman hasad etmeli acaba? Mustafa'yı bi arasak mı, zamanı mı? Hasat fotoğraflarını da gördükten sonra aradık Mustafa'yı, dedi ki zamanıdır! Hemen tırpanlar ve oraklar alındı, organize olundu, ve cumadan kamp kuruldu! Başta Doğan olmak üzere, erkekler ellerinde tırpanlarla uzamış otlar üzerinde önce alıştırma yaptılar, ki yarın sahaya doğru hareketlerle çıksınlar :) o gece yattık, gece yarısı çadırımın üstüne şıp dedi damladı, hem de nasıl damladı, deli yağmur.. Biz üzülüyoruz bu hafta da hasadı unutalım diye.. Sabah uyandık, süper bir kahvaltıdan sonra güneş açtı, üstümüzden kızgın baktı, Adem dedi ki arkadaşlar ortalık kupkuru, hadi yapalım şu işi! Herkes de bunu bekliyormuş, hepimiz buldan kumaşından tarla kıyafetlerimizi giydik, giriştik işe. Erkekler biçiyor, kadınlar bağlıyor. Tüm başaklar aynı yöne gelecek şekilde, iple değil, bağ kendinden olacak... İlk 15 dk'dan sonra durum şu: Tırpanı kullanmayı beceremedik, çünkü buğdayların başları çok eğikti ve kesmek çok daha kolay oluyordu fakat çok dağıldığından toplayıp aynı yönde bağlamak nerdeyse imkansızdı. Orağa döndük. Erkekler değişimli olarak iki büklüm başakları kesip bize veriyor, bizler de bağlıyorduk. Çok geçmeden bu şekilde de ilerleyemeyeceğimize, böyle giderse bizde ne bel ne de bir dahaki sene için buğday aşkı kalmıyacağına karar verdik ve biz bu işi doğru mu yapıyoruz danışmak için yine Mustafa'yı aradık :) Zafer'in umutsuz sesi şunu sordu: 'Mustafa, biz bu bağları yapmak zorunda mıyız? Yaparsak da başlar aynı yönde mi olmalı, patoza bağ falan yapmadan öylece versek bu başakları olmaz mı?'. Muhtemelen Mustafa bu yönlendirici sorudaki çaresizliği taa Yeniköy'den hissetti, ve dedi ki 'Tamam abi, bağ yapmasanız da olur. Patoz işi daha zor olur ama, olur..' Bunu duyduktan sonra ekipteki enerji artışı görülmeye değerdi :) Tırpanlar geri alındı, başlandı biçilmeye, olabildiği kadarıyla bağ yapıldı, gerisi bağsız.. Toplam 2-3 saatte bitti..

Biz zannettik ki hasat budur, çoğu bitmiştir, patoz kısmı artık teferruattır, atıcaz içine, alet işini yapıcaktır, biz de buğdayımızı 1-2 saatte alıp gelicezdir.. Saf şehirli işte.. Önce patozu aradık, işimiz bitti, hadi gel diye. Telefondaki ses dedi ki, tekerlekleri sandığımızdan daha patlak, siz ekini getirin! İşte burda aslında anlamalıydık sorunun sadece tekerlek değil de patozun belki de 1950'lerden kalma olduğunu :) Anlasak nolur, zaten civardaki tek patoz. Efendim traktör geldi, üstüne attık ekinleri, hatta hepimiz gitmedik, patozda artık iş az ya, hepimize gerek yok diye.. Gidenleri, çoluk çocuk, traktörün içinde, buğdayların üstünde mutluluk fotoğrafları çekerek gönderdik, saat 17.30'du.

Bir saat geçti, iki geçti, hava karardı, ezan okundu, iftar vakti geldi, saat 10 oldu hala bizimkiler yok! Arıyoruz napıyorsunuz diye, ne zaman geliriz bilmiyoruz diyorlar! Meğer gittikleri ilk 2 saat zaten birşey yapamamışlar, alet o kadar eski ve unutulmuş vaziyetteymiş ki, orda kaynak falan yapmışlar.. Sonra atmışlar içine ilk partiyi, dakikalar geçtikten sonra 3-5 buğday düşmüş, o zaman anlamış bizimkiler olayı.. Patoz alıyor buğdayları, harıl harıl çalışıp, tüm sap ve samanları havaya püskürtüp, kalan taneleri dışarı veriyor. Çevrede göz gözü görmüyor, tipi gibi ve iş çok yavaş yürüyor. Biraz büyük bir demet atsalar, aletin traktöre bağlı olan kayışı atıyor, ve en az 10 dk kaybediyorlar tekrar ayarlayana kadar.. Meğer bu işte deniz gözlüğü ve kafaya eşarp lazımmış, bir de çokça sabır.. Biz çocukları gittik aldık daha fazla yorulup aç kalmasınlar diye, büyükler devam ettiler..

Bizimkiler saat 22'yi geçiyordu geldiler, ama herkes acaip yorgun.. Yardım ettik traktörden buğdayları indirmeye, düşündüğümüzden çok daha az buğdayımız olmuş :) Samanları da fırın yapımında kullanma niyetindeyiz, bir de malçlamada. Yemek hazır, hemen oturuyoruz yemeğe, herkes hararetle günü değerlendiriyor ve bolca kaşınıyor, herkes dona kadar saman çünkü! Banu: 'tuvalete gitsek şimdi talaş dökmeye gerek kalmıycak, iki sallansak yeter!' Bu sefer patozunki gibi bizim de kayışlar kopuyor, tüm gece gülmekten yüzlerimiz ağrıyor!

Bu işi yaparken seneye neler yapmıycamizi artık biliyoruz.. Ekmek kıymetliydi zaten de, kıymetini artık daha iyi biliyoruz, çok kere öp, başına koy.. Harman yeri nedir, artık bir fikrimiz var: Harman yeri yaş yeri, oy sanem, uğraş yeri..

Bugday varsa, ekmek de var.. Ekmek varsa barış da var.. Barış varsa çocuk kahkahaları var.. Kahkahalar varsa türküler de var.. Türküler varsa rüzgarlar da var.. Rüzgarlar varsa yağmurlar da var.. Yagmurlar varsa toprak da var.. Toprak varsa buğday var... İşte buğday döngüsü, bir parçası olmaya çalışmak ne güzel :)

Leave Comments