Mustafa Aykın İlköğretim Okulu bizimleydi. İlk yağmur yürüyüşümüzü Mustafa Aykın öğrencileriyle yaptık bu sezon. İnce ince yağan yağmur, biz ormana vardığımızda biraz hızlandı; neyse ki yapraklar bizi bir miktar korudular ıslanmaktan. Biz 1. Sınıf öğrencileriyle birlikte yağmur çamur demeden orman yoluna düşmüşken, 4. Sınıf öğrencileri kampta kaldılar ve açık sınıf çalışmasına başladılar. Açık sınıf çalışmasının ardından turşu ekibi ve marangozhane ekibi olarak ikiye ayrıldılar. Marangozhanedekiler odunluk ağaç kütüklerinden bardak altlıkları kesip zımparaladılar. Orman yoluna çıkmadan önce kuru kalabilmek için, mümkün olduğunca sakin yağmursuz çalışmalar yapıldı. 4. Sınıflar kampta yağmurdan sakınadursunlar, biz ormanda ağzımızı açarak yağmur damlalarını yakalama oyunu oynuyorduk.

Orman yürüyüşümüz sırasında dallarla, ağaçlarla ve dikenlerle dolu bir yamaçta dinlenmek üzere bir süre mola verdik. Dikenlerle tanışmak, onları kabullenmek zor. Üstelik hava yağmurlu ve bir yamaçta kaymadan durmak da öyle kolay iş değil. Mola sırasında, mümkün olduğunca dikenlere takılmadan yürüme yöntemleri üzerine ve ormanda arkadaşlarımızla yardımlaşma halinde yürümeye duyduğumuz gereksinim üzerine konuştuk. Sonra benim en sevdiğim oyunu oynamaya çalıştım çocuklarla. Bu oyun sene boyunca yavaş yavaş ilerleyecek diye umuyorum. Her çocuk ormanda kendi seçtiği bir hayvan oldu ve dönüş yolunu bu hayvanın rolüne girerek yürüdü. Aslanlar, flamingolar, zürafalar, kurtlar, yaban domuzları yan yana, bağıra çağıra, atlaya zıplaya yürüdük. Kimimiz rolümüze sıkıca tutunduk, kimimiz oyuna pek katılmadık. Ama yavaş yavaş bu oyunun derinliklerine dalacağız birlikte diye umuyorum. Çocukların içsel hayvanlarını keşfettikleri bir orman yolculuğu... Kendi masallarımızı yazdığımız bir oyun. Uzun orman yürüyüşleri şu günlerde orman banyosu diye adlandırılıyor, ama bizim yürüyüş gerçekten bir orman banyosuna dönüştü, çünkü yürüdüğümüz süre boyunca yağmur hiç durmadı. İnce ince iyice ıslattı. Yağmurdan kaçmadan, sakınmadan, başını aşağı eğmeden yürüme deneyimi hepimiz için pek kıymetliydi. Orman yolu dönüşünde bulduğumuz su birikintilerinde bile zıpladı çocuklar; bunca zamandır zaten yağmurdan iyice ıslandık hissiyle çok daha bir özgürleşip rahatça daldılar su birikintilerine. Orman yürüyüşümüzü sıcak Dom’da nihayetlendirdik.

Tabii ıslak kıyafetlerin çıkıp kuruların giyilmesi büyük ve eğlenceli bir karmaşa oldu. Dom’da kuzine sıcacık yanarken, oflamalar, puflamalar ve kahkahalar eşliğinde kıyafet değiştirdikten sonra, sıcak çorbalar ve sandviçlerle öğle arasına başladık. Artık yağmur durmuştu. Çorbalar içildi, kaseler yıkandı, keyifle serbest oyun zamanına dalındı. Saat 13:30 suları bu defa Mehmet’le birlikte 4. Sınıflar orman yoluna düştüler. 1. Sınıflar 15 dakika kadar daha serbest oyun oynadıktan sonra açık sınıf çalışmasına girdiler. Orman yürüyüşümüzün dönüşünde sisle karşılaşmıştık. Gülçin Öğretmen öğrencileriyle bu karşılaştıkları hava durumu hakkında sohbet etti önce; sonra su döngüsü üzerine biraz konuşuldu; ardından balinalardan kuşlara uzanan uzun soluklu bir hayvanlar alemi sohbetine dalındı. Açık sınıf çalışması tamamlanınca, turşu ekibi ve bahçe ekibi olarak ikiye ayrıldık. Hatta bahçe ekibi de ikiye ayrıldı, tohum ekibi ve gölet kazma ekibi olarak. Aslında ben marangozhanede çocuklarla birlikte ahşap işlerine dalmak istiyordum, ama çocuklar çapa kullanmak, bir şeyler kazmak, ve göleti devam ettirmek istiyorlardı.

Biz de çocukların enerjisini  takip ettik ve onlarla birlikte hareket ettik. Marul, maydanoz ve ıspanak tohumları ekildi, gölet iyice bir derinleştirildi. Yağmur yürüyüşünün tadını almış olan 1. Sınıf öğrencileri açık havada büyük bir keyifle çalıştılar. Yağmur, çamur, balçık, sis bunların her biri keşfedilecek birer oyun alanı artık onlar için. Elbette yorucu ve elbette kolay değil ama buna değer doğrusu. Orman yürüyüşünden dönenler ise üstlerini başlarını değiştirdikten sonra, ayakkabılarını çimenlere süre süre temizleyerek servisin yolu tuttular. Yorgun, argın ve mağrur J

Güneş Savaş

YeniOkul bizimleydi bugün. İkinci tur buluşmalarımız başladı bile. YeniOkul’dan 1. Sınıf, 2. Sınıf ve 4. Sınıf’lar bizimleydiler bugün. Daha henüz ikinci buluşma olmasına rağmen hepimiz pek bir rahattık bu defa. Çok işimiz vardı bugün. Sabah çocuklarla beraber araziye bir de traktör geldi. Zira şimdi bakla ve bezelye tohumu ekim zamanı. Önce çocuklar traktörü fethetti ?; üzerine tırmandılar, çevresinde dolandılar, tepesine oturdular. Traktör tohumları atacağımız alanı sürerken, biz de traktöre yakın alanlara iki ayrı sınıf olarak yerleştik. Bir platforma 2. Sınıf’lar, diğerine 1. Sınıf’lar, ve ellerimizde tohumlarla ilgili kitaplar. Traktör tarlayı süredursun, biz göz ucuyla traktörü izlerken tohumlarla ilgili hikayeler okuduk. Tarla ekim işine hazır olunca hep birlikte yan yana dizildik. Bir sınıfın elinde bakla tohumları, diğer sınıfın elinde bezelye tohumları. Yan yana dizilmiş vaziyette üçe kadar saydık ve birlikte bir adım ileri atıp tohumları saçtık önümüze. Bir, iki, üç, adım ve tohum... Aynı anda attık adımları, böylece tarlaya eşit miktarda serpmeye çalıştık tohumları.

Bir, iki, üç, adım ve tohum... Bir, iki, üç, adım ve tohum... Elimizdeki tohumlar bitene kadar adım adım ilerledik tarlada. Tohum ekme işimiz bitince hemen ekiplere ayrıldık. Geçen buluşmada turşu kurmayanlar turşu kurmaya, bahçede çalışmayanlar bahçede çalışmaya. 1. Sınıf’lar bahçede Seteney ve öğretmenleri Gökhan’ın eşliğinde tohumlarımız için torf hazırlığına giriştiler. Hindistan cevizi kabuğu, volkanik bir taş olan perlit ve bizim solucan kompostumuzdan çıkan toprak, hepsi birbirine karıştırıldı. Ama önce sıkıştırılmış hindistan cevizi kabuğu tozu uzun uzun suyla yumuşatılıp şişirildi, mıncıklanıp koparıldı. Ardından perlit ve toprak karıştırılıp uzun uzun harmanlandı. Bu bir hayli zaman aldı. Seteney ve ekibi tohum yatakları için torf hazırlarken, biz de 2. Sınıf’larla birlikte göleti derinleştirmeye çalıştık. Bir süredir yağmur yağmadığından toprak çok sert; kazması, derinleştirmesi oldukça zor. Azimle çalıştık yine de. Traktör ayrıca bizim ‘kocakarı bahçesi’ diye adlandırdığımız alanın önünü de sürdü, ve  hem de biraz

genişletti. Çocuklarla birlikte işleyeceğiz bu alanı da. Bu alanın yakınında ağaç çotukları vardı yerde.  Çotukları devirince altından bir dünya hayat çıkıyor. Böcekler, sümüklü böcekler, örümcekler… Önce çotukların altında oluşmuş habitatı inceliyoruz, sonra çotukları yuvarlaya yuvarlaya oyun alanına götürüyoruz. Koca arazi biz dokundukça değişiyor. Tohumlar ekiliyor, gölet derinleşiyor, oyun alanı yeniden şekilleniyor. Çalışırken zaman akıp geçiyor ve orman yürüyüşüne gidenler dönüyor. Öğle yemeği için bir araya geliyoruz.  Önce çorbalar içiliyor, sonra sandviçler yeniyor. Ardından  bulaşıklarımızı yıkayıp çöplerimizi ayırma zamanı. Tolga'nın yardımları ve yol göstermesi eşliğinde yıkıyorlar tabaklarını çocuklar. Ben Tolga’yla bulaşık yıkama işini önemli bir atölye çalışması olarak görüyorum aslında. Kendi bulaşıklarını arap sabunu ile yıkayan, bu esnada yemek atıklarını hayvanlara, plastik ve peçete atıklarını kötü çöpe ayıran çocuklar, kendi işlerinin sorumluluğunu almayı, sıraya girip beklemeyi, çöplerini sınıflandırmayı, kimyasal olmayan bir temizlik malzemesi kullanmayı öyle büyük bir şey değilmişçesine içselleştirerek öğreniyorlar, Tolga'nın eşliğinde. Yıkadıkları bulaşığın suyu çocukların hemen arkasındaki gri su havuzundan süzülerek geçiyor ve arka bahçedeki çilekleri, naneleri suluyor.

Tüm bunlar çocuklar için bildik ve olağan… Bu işin ardından serbest oyun zamanı başlıyor. Saat 13:15’e kadar serbestler. 13:20 suları 2. Sınıf’lar benim eşliğimde, 1. Sınıflar ise Seteney'le beraber orman yürüyüşüne çıkıyorlar.  4. Sınıf öğrencileri öğretmenleri ve Mehmet'le birlikte arazide kalıyor. Bizim ardımızdan onların 15 dakika daha serbest zamanları var. Sonra açık sınıf çalışması başlıyor. Açık sınıf çalışmasının ardından da turşu ve bahçe ekibi olarak ekiplere ayrılıyorlar. Biz bu esnada, 1. Sınıf’lardan biraz daha önde, ormanın derinliklerinde ilerliyoruz.

Önden ben gidiyorum çünkü bu bir keşif yolculuğu. Birlikte daha önce gitmediğimiz derinliklere doğru ilerliyoruz, dikenleri keserek ve ardımızda izler bırakarak. Devrilmiş bir ağaç daha buluyoruz. Daha önce yürümediğimiz dar ağaç tünelleri boyunca ilerliyoruz. Ormanın derinliklerindeyiz. Bizim dışımızda ses ve hareket yok sanki… Derinliklerden dönünce orman barınağımıza geliyoruz. 1. Sınıf’lar barınakta bizi karşılıyor. Onlar okul ağacın yolunu tutarken, 2. Sınıf’lar barınağa yerleşiveriyor. Fıstıklarını yiyenler, çakıyla bir şeyler yontanlar, sarmaşık parçasına tutunup sallananlar. Burada her köşe bildik, tanıdık, ve içinde kendimize yer bulup dinlendiğimiz orman barınağımız bizim için çok önemli. Bu sene barınağın yapısı değişti ve yenileniyor, ama işte bizim barınağımız her şeyiyle…

Güneş Savaş

Atölye Çocukevi Bizimleydi Bugün.Bugün Serbest Gezen Çocuklar Programı’na ilk dahil olan okullardan biri olan Atölye Çocukevi’ni ağırladık. Üçüncü senemizin ilk buluşmasında tekrar bir araya geldiğimiz için çok heyecanlıydık. Bazısı yeni, bazısı ise bizi yakından tanıyan çocuklar, hep birlikte bir heyecan başladık güne. Başlangıçta, mümkün olduğunca çocukların ritmine uygun hareket etmeye gayret ettik. Büyük gruptaki çocuklar, öğretmenleri Inga ve Mehmet’le birlikte orman yürüyüşüne çıktılar. Bu sene, Atölye Çocukevi ile yapmaya başladığımız ve başka okullarla da yapacağımız bir uygulamanın ikinci yılındayız.

Permakamp kurucu ailelerinin çocuklarından biri, kendinden en az iki yaş küçük çocuklara eşlik ediyor. Benim oğlum Eren iki yıldır Atölye Çocukevi’nin ziyaretlerinde bize katılıyor örneğin. Hem kendi deneyimlerini aktarıyor, hem de ormandaki rahatlığı, dışardaki köpeklere yaklaşımı, alet kullanırken gösterdiği dikkatle, çocuklar tarafından kendi yaşlarına yakın biri olarak daha bir dikkatle izlenip kabul görüyor. Bu iki tarafı da besleyen bir deneyim; büyük çocuk hem kendinden küçüklere yardım etmeyi, ortaklık geliştirmeyi öğreniyor hem de yaptıklarından büyük gurur duyuyor; küçük olan çocuk da kendi yaşına yakın birini daha büyük bir hevesle takip ediyor, hem de yakın akranından çok daha kolay öğreniyor. Bugün büyük grubun orman yürüyüşüne Eren eşlik etti. Grubun önünde ilerledi orman yürüyüşünde. Önlerinde kendi yaşlarına yakın bir çocuk olduğunda, küçükler hep daha bir hevesle yürüyorlar. Eren bizim rehber köpeklerin idaresini de sağlayabiliyor önden yürüdüğünde. Büyük grup orman yürüyüşündeyken, biz de ortanca grupla Permakamp arazisinde gün akışına dalıyoruz usulca. 15 dakikalık bir serbest oyun zamanı ile başlıyoruz. Bazılarımız etrafı yavaş yavaş anımsıyor, bazılarımızsa ilk defa görüyor. Oyun zamanının ardından açık sınıf çalışmasına geçiyoruz. Hava güzel, açık alanda çalışabiliriz rahatlıkla. Açık sınıf çalışmasının amacı, öğretmen ve çocuk ilişkisini, onların birlikte öğrenme ve uygulama egzersizlerini, Permakamp ortamında desteklemek  ve bunun için alanlar oluşturmak. Ekim ve Kasım ayları boyunca çocuklarla arazide su elementi ile ilgili işlere dalacağız.

Gölet kazacağız, balçıktan bir enginar yatağı hazırlayacağız, su hasadı hendeklerini temizleyeceğiz. Öğretmenler de buna paralel olarak benzer konular çerçevesinde kitaplar karıştıracaklar öğrencileriyle birlikte. Bu kitap karıştırmalar ve bizim alandaki uygulamalarımız birbirlerine destek olacaklar. Bu ikili çalışmalardan çocuklara kalanlar ise her çocuğa göre farklı olacak tahminen. Açık sınıf çalışmasının ardından çocuklar iki ekibe ayrılıyorlar. Nesrin’le turşu kuracak ekip ve bahçede benimle çalışacak ekip. Gelecek ayki buluşmamızda turşu kuranlar bahçede çalışacak, bahçede çalışanlar ise turşu kuracaklar. Mutfak çalışmaları bizim için çok önemli. Çünkü aslında Serbest Gezen Çocuklar Programı’nda biz, Permakamp işleyişini kendimize örnek alıyoruz. Mevsime uygun sebze ve meyveler yemek, temiz gıda üretmek, kilerimizi kışa hazırlamak Permakamp için olmazsa olmaz. İşte bu yüzden çocuklarla her yıl mutfak çalışmasına turşu kurarak başlıyoruz. Mevsim dönümündeyiz; eski usul kışa hazırlığı birlikte deneyimlemek, bunun üzerine konuşmak, ve turşuyu kurarken havuç kemirmek için en uygun zaman J  Mutfakta turşu kurulurken, biz bahçede ilk iş, çapaları elimize alıyoruz ve güvenli çapa kullanma dersine başlıyoruz J. Evet bu en önemli başlangıç noktamız. Tüm yıl çapa kullanacağız zira.

Kendimize veya arkadaşlarımıza zarar vermeden çapa kullanmayı öğrenmeliyiz tez zamanda.  Gerçek bir alet kullanma deneyimi ve sorumluluğu çocuklar için çok kıymetli. Benim çapaya giriş dediğim uzun çalışmanın ardından, hem gölet hazırlığına hem de enginar kökleri için balçık bir alan oluşturmaya girişiyoruz. Zaman gelip geçiyor. Öğle yemeği zamanı. Orman ekibi de yürüyüşten dönüyor. Çorbalar ve çantalardaki sürpriz yemeklerle birlikte keyifli bir öğle arası. Öğle yemeğinin peşi sıra, serbest yani yapılandırılmamış oyun zamanı başlıyor yine; her çocuk canının çektiği alanda kendi istediği şeyi yapıyor. Yemek yemek ve oyun oynamak için zaman bol, saat 12-13 arası kamptayız hep beraber. 13:15 suları bu defa ortanca grup benimle beraber ve öğretmenleri Selin ve Ezgi’nin eşliğinde orman yürüyüşüne çıkıyorlar.

Permakamp arazisinin dışında yaşayan köpekler var. Belediye aşılayıp serbest bırakıyor bu köpekleri. Biz de elimizden geldiğince besliyoruz bu köpekleri dışarda. Köpekler bir gruba ait olma ve dostluk peşindeki vefakar canlılar olarak, biz ne zaman çocuklarla orman yürüyüşüne çıksak bize eşlik etmeye bayılıyorlar. Sakin ve yumuşak başlılar. Ama çocukların bazıları elbette köpeklerle yakın temastan hoşlanmıyor; kimilerini ise zor tutuyoruz, neredeyse köpeklerin boynuna sarılacaklar. Güvenli bir mesafeden köpekleri ve arkadaşlarının köpeklerle kurduğu rahat ilişkileri gözlemleyebilme fırsatı, köpeklerden korkan çocuklar için değerli bir süreç. Köpeklere karşı korkuyla başlayan ilişki zamanla yumuşayıp dostluğa dönüşebiliyor. Bunun için orman yürüyüşü bulunmaz bir fırsat... Biz ormanda köpeklerle yürümenin yöntemlerini öğrenmeye çalışaduralım, büyük grup arazide bizim arkamızdan 15 dakika daha serbest oyun oynadıktan sonra öğretmenlerinin eşliğinde arazide bir keşif gezisine çıkıyorlar. Keşif gezisinin ardından turşu ekibi ve bahçe ekibi olarak iki gruba ayrılmışlar. Bahçe ekibindekiler, gölet alanını kazarken farklı taşları bulma hazine oyununa dalıp uzun uzun çalışmışlar. Gün birbirine bağlanan işlerden oluşan yumuşak programıyla tamamlanıyor. Çocuklar yorgun ve keyifli servislerine biniyorlar...

Güneş Savaş

İstanbul Bilim Koleji bizimleydi bugün. İstanbul Bilim Koleji bu yıl Serbest Gezen Çocuklar Programı’na yeni dahil olan okullardan. Bugün birlikte çok güzel bir gün geçirdik; sanki uzun zamandır birlikte çalışıyormuşuz gibiydi. Öğretmenler öğrencilerinin araziye, köpeklere, orman yürüyüşüne adaptasyonlarını sağlamak için ellerinden gelen desteği verdiler. Günlük akışımızı mümkün olduğunca yumuşak başlattık. Seteney bir grup öğrenci ile birlikte orman yürüyüşüne çıktı. Biz diğerleriyle Permakamp arazisinde kaldık. Güne serbest oyun zamanı ile başladık. 15 dakikalık serbest oyun zamanının ardından, öğrenciler Dom’a açık sınıf çalışması yapmaya girdi öğretmenleriyle birlikte.

Açık sınıf çalışmasında öğretmenin enerjisi ve yönlendirmesi çok önemli. Bugün açık sınıf çalışmasının ilk ekibindekiler çok güzel kitap okudular ve keyifle resim yaptılar. Açık sınıf çalışmasından sonra Nesrin’le turşu kurmak ve benimle bahçede çalışmak üzere iki gruba ayrıldılar. Nesrin’le birlikte yapacakları her mutfak atölyesinde mevsimine uygun beslenme, sağlıklı gıda üzerine konuşacaklar ve birlikte üretim yapacaklar. Elbette bu mevsimde hep turşu kurarak başlıyoruz biz bu atölyelere. Bahçede benimle çalışanlar ise enginar kökleri için sebze yatağı hazırladılar. Uzun bir iş bu.

Çapa kullanmaya giriş dersi gibi J. Evet biz Permakamp’ta gerçek aletler kullanıyoruz ama öncelikle bu el aletlerini kendimize ve çevremize zarar vermeden nasıl kullanacağımızı öğreniyoruz birlikte. Hiç acele etmeden, yavaş yavaş. Evet sebze yatağını hazırlamalıyız mutlaka ama aslında bu daha toprakla ve çapayla tanışma günü, acele etmemize gerek yok. Toprağı kazarken karşımıza pek çok böcek, taş, bitki kökü, bakacak bir dolu şey çıkıyor. Çapa sallamaktan yorulduğumuzda durup, bulduğumuz hazineleri inceliyoruz. Enginar yatağı hazırlamak için yaban otlarını iyice temizlemek ve toprağı derinlemesine çapalamak gerekiyor. Bu iş bitince, toprağa enginar köklerinin girebilmesi için, toprağı balçık haline getirecek kadar sulamamız gerekiyor. Bunların hepsini adım adım yapıyoruz birlikte. Ama yatak yeterince derin değil henüz, enginar köklerini toprakla buluşturamıyoruz ama bizden sonra gelecek ekibin işini bir hayli kolaylaştırıyoruz. Biz genelde bu nöbetleşe çalışma yöntemi ile yol alıyoruz. Bir grup çocuğun kendi hızında yaptıkları çalışmaları, onların ardından başka çocuklar devam ettiriyor.

Dolayısıyla yarım kalan işler yok, hep bir süreç var. Bir sonraki ziyaretlerinde enginarları dikilmiş bulacaklar ve onlar da diğerlerinden kalan işleri devam ettirecekler. Hep birbirlerini tamamlayarak ve bir sonraki ziyaretlerinde hangi işlerin tamamlanmış olacağını merak ederek gelecekler. Zamanla ortaklaşa tamamladıkları işlerin neticelerini görebilecekler. Saat 12 suları orman ekibi kampa geri dönüyor. Artık yemek molası zamanı. Çapalarımızı yerlerine götürüp, ellerimizi yıkayıp, hep birlikte yemeğe oturuyoruz. 12-13 zaman aralığında çocuklar yemeklerini yiyorlar, içtikleri çorbaların kaselerini ve kaşıklarını yıkıyorlar ve serbest oyun oynuyorlar. Saat 13:10 gibi artık diğer ekibin orman yoluna düşme zamanı geliyor. Sabah orman yürüyüşünü yapan ekip bizden sonra 15 dakika daha serbest oyuna devam edecek. Sonra açık sınıf, sonra da bahçe ve turşu kurma ekipleri. Bahçe ekibi ıspanak tohumları ekecek bu defa J. Biz ise uzun bir orman yürüyüşüne dalıyoruz. Yavaş yavaş tırmanıyoruz birlikte. Yolumuza çıkan dikenleri kese kese ilerliyoruz ormanın derinliklerine doğru.

Birlikte keşfediyoruz ormanı, mantarları, yosunları, ağaç köklerini, kaygan zemini, dik yamaçları, her yerimize batan dikenleri, ve yürüyüşün öyle hiç de kolay bir şey olmadığını. Ama yılmadan devam ediyoruz birlikte. Yoruldukça, tıkandıkça birbirimize destek vererek. Uzun yolumuzun geri dönüşünde bizim ağaç okul dediğimiz yere geliyoruz. Ağaç okul fırtınada devrilmiş 200 yaşlarında bir gürgen ağacı. Kökünden en üst dallarına önümüzde uzanmış yatıyor. Üzeri mantar dolu. Biz ata biner gibi oturuyoruz ağacın üzerine, tabii dileyenlerle; istemeyenlerse öğretmenleriyle birlikte ağacın yanından yürüyerek geçiyorlar. Ağacın üzerinde olan bizlerin işi hiç de kolay değil öyle. Bir maceraya dalıyoruz birlikte. Yavaş yavaş ve her hareketimize dikkat ederek. Korkuyoruz kimi zaman, kimi zaman heyecandan gülüyoruz.

Ama her birimiz dikkatlice hareket ederek bu zor yolculuğu tamamlıyoruz. Korktuğumuz bir şeyin  üstesinden gelerek onu alt etmenin tadı doyulmaz. Kendimize güvenimiz artarken kendimizle ilgili bir şeyi daha keşfediyoruz. Korktuğum, çekindiğim şeyleri destek alarak ve mücadele ederek aşabilirim. Vazgeçmeden, kaçmadan... Bu çok kıymetli bir deneyim. Çocukların gözlerindeki endişenin, yolculuk tamamlandığında kendinden gurur duyan bir ifadeye dönüşmesi sürecini izlemek ve desteklemek paha biçilmez... Orman yürüyüşümüzü neşeyle tamamlıyoruz. Permakamp’ta kıyafetlerini değiştirip okula dönmek üzere yola çıkıyor çocuklar. Ama yola çıkmadan bir kontrol ediyorlar: Enginar yatağına döktükleri suyu toprak acaba emmiş mi? Toprak gerektiği gibi balçığa dönüşmüş mü? İşler yolunda mı? İşte böyle devam edeceğiz bundan sonra da; yaptığımız işleri takip ederek ve ormanda her geçen gün kendimizle ilgili yeni şeyler keşfederek.

 Güneş Savaş

Bugün BEM Okulları’ndan 1A ve1B sınıfları bizimleydi. Serbest Gezen Çocuklar Programı, aslında Permakamp’ın kendi olağan akışından esinlenerek oluşturulmuş bir program. Permakamp bir permakültür çiftliğidir; mevsimine göre tarım yapar, permakültür ilkeleri doğrultusunda kompost üretir, bahçesinde kardeş bitkiler uygulaması yapar, fidelerini atalık tohumlardan büyütür. Mutfağında mevsimine göre yemekler pişer, ninelik atalık yöntemlerle mutfağını kışa hazırlar, turşusunu kurar, domatesini kavanozlar; sirkesini, zeytinini, sabununu kendi üretir. İşte bu deneyimlerden yola çıkarak, bizi ziyarete gelen çocuklarla birlikte gündelik akışımızda aynı şekilde üretiriz. Acelesiz, mevsimine uygun uygulamalar yaparız. Bir şey öğretmeye çalışmayız;  Permakamp’a tekrar tekrar yapılacak ziyaretlerle, çocukların bu uygulamaları eğlenceli bir şekilde mümkün olduğunca içselleştirmelerini niyet ederiz. Her sene bu zamanlarda sebze yataklarının ortasına bir gölet hazırlanır; faydalı böcekleri, kurbağaları ve kuşları sebze yataklarının çevresine davet etmek için. Uzun uzun kazılan gölete, hemen her çocuğun çapası değer mutlaka.

Hiç acelemiz yoktur bu işi yaparken. Çünkü bu süreçte, hem kendini yaralamadan hem de çevredekilere zarar vermeden çapa kullanmayı öğrenmek pek önemlidir. Bu uzun uzun kazılan gölette, pek çok kurbağa ve kurbağa yumurtası incelenecektir bahar geldiğinde, ama şimdi önceliğimiz çapayı güvenli şekilde kullanmayı öğrenmektir. Kurbağalar ancak baharda uyanacak ne de olsa. Bunun için çocuğun düzenli olarak kampı ziyaret etmesi ve tüm sürece dahil olması pek önemlidir. Mevsimine göre adım adım ilerleriz, her çocuğun kendine has öğrenme sürecine alan açar, destekler ve ilham olmaya çalışırız. Mevsimler ve mevsimlerin yavaş akışı bize rehberlik eder. İşte bugün bizi ilk defa ziyarete gelen 1. Sınıf öğrencileri ile de aynı telaşsız işleyişimizi deneyimledik. 1A Sınıfı Mehmet ve Seteney’le birlikte orman yürüyüşüne gitti. Çocuklar her gelişlerinde aynı rotayı yürüyecekler, belki her gelişlerinde bir miktar daha ormanın derinliklerine ilerleyecekler. Aynı rotadayız hep. Çünkü orman mevsimlere göre sürekli değişiyor. Ekim ve Kasım ayları boyunca her yer mantar, Kasım’dan sonra ise orman daha bir aydınlık; ağaçlar yapraksız ama gövdelerinde artan yosunlar nedeniyle daha farklı bir yeşile bürünüyorlar. Yani ormanda da takip ettiğimiz şey yine mevsim. Sürekli yeni yollar keşfetmek değil niyetimiz.

Aynı yolu yürüyerek ormanın nasıl farklılaştığını fark etmeye niyetliyiz. 1A Sınıfı ilk orman keşfine dalmışken, biz Permakamp arazisinde 1B ile birlikteydik. 15 dakikalık bir serbest oyun zamanının ardından çocuklar öğretmenleriyle birlikte açık sınıf çalışması yapmaya girdiler. Bu zaman diliminde niyetimiz öğretmenin Permkamp’ta aktif bir öğrenme süreci yapılandırması. Biz su elementini, gölet, su hayvanları gibi pek çok farklı şeyi arazide çanlı çanlı görürken, öğretmenlerin de açık sınıf çalışmasıyla bu deneyimleri derinlemesine bilgiye dönüştürmelerine alan açmak isteriz. Açık sınıf çalışmasının yürütücüleri öğretmenlerdir. Açık sınıf çalışmasının ardından öğrenciler ekiplere ayrılır, bahçe ekibi ve mutfak ekibi olarak. Bir sonraki ziyarette bahçe ekibi mutfağa girecektir, mutfakta çalışanlar da bahçeye çıkacaktır mutlaka. Mutfak ekibi Nesrin’le birlikte turşu kurarken, biz bahçe ekibi olarak ilk defa elimize aldığımız çapaları nasıl kullanacağımızı öğrenmeye çalıştık. Göleti kazarken, toprağın derinliklerinden pek çok kayaç taşı ve solucan çıkarttık. Bu göletin içine nasıl su dolacağını konuştuk.

Biraz yorulduk, bol bol çamurlandık ama güvenli bir şekilde çapa kullanmayı deneyimledik. Saat 12 suları orman ekibi, turşu ekibi ve bahçe ekibi, öğle yemeği için bir araya geldiler. Saat 12-13 aralığında çorba içip, sandviç yedik, kase ve kaşıklarımızı yıkadık, ve serbest oyun oynadık. Saat 13’ten sonra, ormana yürüme sırası bu defa 1B’ye geldi. Ardımızda kalan 1A Sınıfı öğrencileri ise bir 15 dakika daha serbest oyun oynadılar. Ardından öğretmenleriyle birlikte Dom’a girip ilk açık sınıf çalışmalarını yaptılar. Açık sınıf çalışmasının ardından da ekiplere ayrıldılar, mutfakta turşu kuranlar ve bahçede gölet kazıp tohum ekenler olarak. Biz de köpeklerin rehberliğinde ilk orman yürüyüşümüzü yaptık. Dikenlerle, kaygan orman zemini üzerinde, ışık geçirmez koca ağaçların arasında yürüdük. Mantarlarla karşılaştık. Devrilmiş olan ve bizim okul ağaç dediğimiz ağaca ve ötesine geçtik. Dönüşte ağaç okulunun üzerinde biraz maceraya atıldık. Bir fırtınada devrilmiş 200 yaşlarında bir ağaçtan bahsediyoruz. Kökünden en uzun dallarına önümüzde uzanmış yatıyor. Üzeri mantarlarla dolu. Böceklere bir yuva.

Bir diğer önemli yanı da üzerinde, zamanı yavaşlatıp birbirimizi dinlediğimiz bir maceraya atılıyor olmamız. Ben önden gidiyorum. Ağaç yatay ama yine de gövdesinde ilerledikçe yavaş yavaş yükseliyoruz. Ata biner gibi üzerinde oturarak dikkatlice ilerliyoruz. Hepimiz çok sessiziz, çünkü birbirimizi takip ediyoruz ve dikkatli olmamız gerekiyor. Her hareket önemli. En üst dala varınca ucundan aşağı atlıyoruz yavaşça. Ne kadar korksak da bu yolculuğu her tamamladığımızda muhteşem bir duygu hissediyoruz. Korksak da başarmış olmak, inanılmaz bir özgüven veriyor her birimize. Kendimize daha bir güvenir oluyoruz. Bu kimsenin bize verebileceği bir şey değil, sadece ormanla bizim aramızda... Artık geri dönüş yolundayız. Önce Permakamp’a döneceğiz, sonra servislerle okullara... Çocuklar parmaklarıyla bir sonraki gelecekleri zamanı hesaplamaya çalışıyorlar, ve geldiklerinde yapacakları şeylerin hayallerini kurarak geri dönüş yoluna çıkıyorlar...

 Güneş Savaş

Yeni Okul’dan Hazırlık Sınıfı ve Meşe Palamudu Anaokulu bizimle birlikteydi bugün. Bu hafta tohum ekme haftasındayız. Permakamp’ta her mevsim aynı şeyleri yapıyoruz aslında. Mevsimlerin döngüsüne uygun akışları takip ediyoruz. Mutfak atölyesinde turşu kuruyoruz örneğin. Ekim ve Kasım ayları bizim geleneksel olarak turşu kurduğumuz dönem. Yine bu aylarda, bütün bir yıl boyunca sebze bahçemizin permakültür ilkeleri doğrultusunda olmazsa olmazı olan göletimizi hazırlıyoruz çocuklarla beraber. Gölet yapımı pek çok böcekle tanışmak, gerçek bir alet kullanmak, çamur ve suyla ilişkiye geçmek için şahane bir vesile. Üstelik bu gölet, önümüzdeki günlerde pek çok canlının yaşayacağı bir habitata dönüştüğünde, muhteşem bir gözlem alanı olacak her birimiz için. Göletin suyu sonbahar yağmurlarıyla taşacak; kışın suyun yüzeyi donacak incecik, çıtır çıtır; ilkbaharda gölete su takviyesi yapmamız gerekecek ve sulak alanımızı ziyarete gelecek pek çok canlıyı gözlemleyeceğiz birlikte. Yani bu göletin üzerinden elimizi, gözümüzü hiç çekmeyeceğiz. Doğal olarak, bu dönem ayrıca en çok tohum ektiğimiz dönem olacak. İlkbahar ve sonbahar tohum ekme mevsimi zira. Çocuklarla birlikte sebze yataklarımızı hazırlayıp üzerlerinde çalışıyoruz.  

Bugün olağan gün akışımız şöyle ilerledi. Yeni Okul hazırlık sınıfı, Seteney’le orman yürüyüşü yaparak başladı güne. Biz ise Meşe Palamudu ekibi ile Permakmap’ta kaldık. 15 dakikalık bir serbest oyun zamanının ardından Dom’da ve Yoga platformunda açık sınıf çalışması yapmak üzere ikiye ayrıldı çocuklar öğretmenleriyle birlikte. Dom’da çalışan ekiptekiler, göletle ilgili olabilecek kitaplar karıştırdılar (kedi kulağı ekibi J); diğer ekiptekiler (karpuz ekibi J), “Biz bu aralar böceklerle çok ilgileniyoruz,” dediler ve böcek kitaplarını, büyüteçlerini alıp Yoga platformuna gittiler. Yaptıkları çalışma boyunca pek çok ipucu bulmalarına rağmen, ne yazık ki hiç böcekle karşılaşamamışlar koca yeşil alanda; ne şans ama J.  Açık sınıf çalışmasının ardından, mutfak atölyesi ve bahçe çalışmaları için ekipler oluşturdular. Nesrin’le mutfakta çalışacak ekiptekiler, ellerini yıkayıp pergolada toplandılar. Bahçe ekibi ise benimle beraber çapa kullanmaya giriş çalışmasına ve gölet kazma işine girdi. Bir çapa nasıl taşınır? Güvenli bir şekilde nasıl kullanılır? Bunları çalıştık öncelikle. Bu pek kıymetli bir giriş çalışması, çünkü böyle öğreniyoruz gerçek bir alet kullanmanın hassasiyetini. Tekrar tekrar konuşarak, anımsayarak. Kendimiz için ve çevremiz için tehlikeli olmadan gerçek bir alet kullanma sorumluluğunu almak öyle kolay iş değil. Yoğun dikkat ve çaba gerektiriyor. Ben Ekim ve Kasım aylarını çapaya giriş çalışmalarına ayırmaya bayılıyorum; yıl boyu alet kullanma sorumluluğuna iyi bir başlangıç oluyor. Üstelik bu çapaya giriş çalışmaları, her yaş grubu için tekrar anımsamayı gerektiriyor hep. Gölet çapalamak bizi pek yorunca, bir süre kütüklerin üzerinde oturarak dinlenip muhabbet ettik çocuklarla. Çünkü bu ekiptekiler pek minik; güven duymaya, bu yabancı kocaman alanı kavramaya ve yeni tanıştıkları kişilerle güvenli bir duygusal bağ kurmaya ihtiyaçları var. Mümkün olduğunca zaman ayırdık buna. Zaman hızla akıp geçti, ve öğle yemeği saati geldi. Orman ekibi, turşucular ve biz, yemek alanında toplandık. Saat 12-13 arasındaki zaman diliminde çorba içip, sandviç yiyip, çorba kaselerimizi ve kaşıklarımızı yıkadık ve serbest oyunlara geçtik.  

Saat 13’te Meşe Palamudu öğrencileri ve ben orman yürüyüşüne çıktık; Yeni Okul hazırlık sınıfı ise (Tilkiler J) Permakamp’ta kaldı. Biz yürüyüşteyken, bu defa diğerlerinin 15 dakikalık serbest oyun zamanları oldu. Ardından Dom’a açık sınıf çalışması yapmaya girdiler. Açık sınıf çalışmasından sonra, aynı bizim sabah yaptığımız gibi, turşu ekibi ve bahçe ekibi olarak ikiye ayrıldılar. Bahçe ekibi, Seteney ve öğretmenleri Esra ile birlikte bir sebze yatağını ekime hazırlayıp, pazı tohumlarını toprakla buluşturdular. Biz de köpekler eşliğinde ormanda keşif maceramıza daldık. Dik yamaçlar, kaygan orman zemini, gerçek yaban orman...  Kokular, ışık, sesler, hepsi çok farklı. Çocukların büyük çoğunluğu orman yolculuğu boyunca heyecanla tırmandılar. Elbette bu yolculuğu endişe verici bulanlar ve yorulanlar da oldu aramızda. Ritmimizi birbirimize uydurmaya çalıştık; kaygıları önce dinleyip ardından çözüm üretmeyi denedik. Daha çok gözlemledik köpekleri, kocaman ağaçları, zor yokuşları... Birlikte zorlukları aşmayı denedik mümkün olduğunca. Orman yürüyüşlerimiz çoğaldıkça ormanla ilişkimiz de gelişecek elbette. Orman keşfimizin ardından Permakamp’a döndük. Artık servise binip eve dönme zamanı gelmişti.   

Bugün bir vukuatımız oldu Permakamp’ta. Kompost tuvalet bölgesi, kümesimizin olduğu alana çok yakın. Tavuklar ve horozlar serbestçe dolaşıyorlar tüm arazide; onlar keneyle mücadelemizin en önemli unsurları. Ancak geçtiğimiz hafta, yabancı köpekler arazinin kapısının açık olmasından faydalanıp çocuklarla birlikte içeri girmişler ve bir horoz iki tavuk yakalayıp kamptan ayrılmışlar. Hatta bir horozun da kuyruğunu yolmuşlar... Bugün küçük Maya tuvalet sırası beklerken, haliyle son derece huzursuz bir döneminde olan horozumuzu sevmeye kalkınca elinden gagalanmış. Daha önce hiç yaşamadığımız bir deneyim oldu bu, ve çok üzüldük Maya ile birlikte. Bundan böyle horozların ve tavukların çocukların olduğu alanlara girişlerini engelleyeceğiz...

 Güneş Savaş

Nihat Işık ve Sultan Çiftliği İlköğretim Okulları bizimleydi bugün. Permakamp arazisinin dışında yaşayan ve bize orman yürüyüşünde eşlik eden köpekler aslında büyülü bir kapının anahtarını taşıyorlar ağızlarında. Korkuya rağmen dost olmayı öğrenebilmenin yaratacağı değişime açılan güven kapısının anahtarı bu anahtar.  

Hava koşulları kışın yaklaşmasıyla çetinleşiyor. Yakınımızdaki köpek barınağı sanırım aşılamalarını tamamladığı bir grup köpeği daha salmış dışarıya. Etraftaki köpek popülasyonunun artışını ancak böyle açıklayabiliyoruz. Permakamp ailesi olarak elimizden geldiğince besliyoruz bu köpekleri arazimizin dışında. Köpekler bir topluluğa ait olma içgüdüleri ve vefakar karakterleri gereği, araziden dışarı çıktığımız zaman bize eşlik ediyorlar mutlaka. Köpeklerin adları her orman yürüyüşünde değişiyor, çünkü her çocuk yeni isimler veriyor onlara. Elbette köpeklerden çok korkanlar, neredeyse köpeklerin boyunlarına atlayacak kadar sevenler ve  bu iki duygu arasında gelip giden çocuklar var. Nihat Işık İlköğretim Okulu’ndan 2. Sınıf öğrencileriyle ben birlikteydim bu defa. Nihat Işık İlkokulu bu yıl dahil oldu Serbest Gezen Çocuklar Programı’na. İlk buluşma için hepimiz çok heyecanlıyız. Mehmet ise, Sultan Çiftliği İlköğretim Okulu’ndan 3. Sınıflarla beraber. Sultan Çiftliği geçtiğimiz yıl da bizimleydi, deneyimliler dolayısıyla. Ayrıca kampı çok özlemişler. Birbirimize kavuşmanın keyfini çıkarıyoruz. Orman yürüyüşüne biz çıkıyoruz öncelikle, çünkü Nihat Işık öğrencileri, yalnızca bu defalık 13:15'e kadar arazide kalabileceklerdi ve ilk geldikleri gün orman yürüyüşüne çıkmayı tercih ettiler. Biz orman yürüyüşüne çıktık, Sultan Çiftliği Okulu ise Permakamp arazisinde kaldı. 15 dakikalık serbest oyun zamanının ardından önce açık sınıf çalışmasını yapmak için öğretmenleriyle Dom’a girdiler, sonra Nesrin’le pergolada turşu kurmak ve Mehmet'le gölet kazmak üzere iki gruba ayrıldılar.

Pergola çalışmaları mevsimine göre yeme içme ve üretme üzerine düşünen, çalışan bir yapı. Bahçe ekibi ise yine mevsimine göre bahçede çalışmalar yapıyor. Ekim ve Kasım ayları boyunca su elementi üzerine çalışıyoruz mesela. Hava yağışlı, tam zamanı yani. Gölet yapımı, su hasadı sohbetleri… Sultan Çiftliği İlkokulu arazide keyifle çalışadursun, biz de orman yürüyüşümüzde adım adım ilerliyoruz. Köpeklerden korkan çocuklar benim yamacımda. Bol bol köpekler hakkında konuşuyoruz, gözlemliyoruz ve köpeklerin saldırgan olmadıklarını ve iyi niyetli olduklarını yavaş yavaş idrak ediyoruz birlikte. Korku dolu gözlerle bakarken, yavaş yavaş köpeklerin sakarlıklarına veya hareketlerine gülmeye başlıyoruz. “Diğer arkadaşlarım gibi ben de sevebilir miyim acaba?” sorusuna kısa zamanda geliyoruz. Sonra ürkek de olsa köpeklere uzanan eller, her birimiz için muhteşem bir cesaret ve mutluluk kaynağı. Ormanda yürürken karşılaştığımız zorluklar var, diken batması, kaygan zemin, tırmanılan uzun bir yol… Kendi sınırlarımızı öğrenerek yürüyoruz, hatta kendi sınırlarımızı yavaş yavaş aşarak yürüyoruz demeliyim belki de. Her yerimize batan dikenleri belli bir olgunlukla kabullenmeyi öğrenmek çok kıymetli, veya yorulduğun halde tırmanmaya devam edebilmek. Yürürken arkadaşınla itişmek yerine bir takım olmayı öğrenebilmek adına ufak deneyimler yaşamak. 

Biz ormanın derinliklerine, daha önce geçilmemiş yolları birlikte açarak ilerlerken, kendimizle de ilgili yeni bir keşif yolundayız aslında. Kendimizi ve ormanı keşfederek ilerliyoruz birlikte. Öğle vakti Permakamp'a  dönüyoruz. Tüm sınıflar saat 12-13 aralığında, öğle yemeği yemek, çorba içmek, sandviç yemek, çorba kasesi ve kaşığı yıkamak ve serbest oyun oynamak için bir araya geliyorlar. Saat 13 suları bu defa Sultan Çiftliği öğrencileri Mehmet'in eşliğinde orman keşfine çıkıyorlar. Her yürüyüş eşsiz, her yürüyüş birbirinin aynı, her yürüyüş yeni bir şeyi keşfetme olanağı. 

*John Berger'in bir kitabının başlığından alıntıdır. 

 Güneş Savaş

Bugün BEM Okullarından 2. Sınıf ve 3. Sınıf’lar bizimleydiler. Yerleşkeye ilk defa gelen çocuklar ve Permakamp’ı çok iyi tanıyan çocuklar bir aradaydılar bugün. Yerleşkenin dışındaki köpeklerden korkanlarla, geçen seneki köpekleri soran çocuklar yan yanaydı. Daha önceki günlüklerimde de yazdığım gibi Permakamp arazisinde sahipsiz köpek yok, ancak arazinin dışında pek çok köpek var. Bu köpekler belediyenin aşılama programına dahil köpekler. Çünkü yakınımızda bir barınak var ve bu barınaktan salınıyorlar, tabii aşılamaları yapıldıktan sonra. Biz gücümüz yettiğince arazimizin dışında bu köpekleri beslemeye çalışıyoruz. Malum kış aylarına giriyoruz, hava şartları zor. Ama çevrede başı boş bunca köpeğin olması çocukların bir kısmını bir hayli huzursuz ediyor. Orman yürüyüşüne çıkarken bir grup heyecanlı ve bizimle dost olma meraklısı köpekle karşılaşıyoruz her defasında. Bizim yemek vermemize alışık olduklarından bizi görünce pek sevinip heyecanlanıyorlar, ancak bu heyecan çocuklara fazla geliyor çoğu zaman. Köpekler çoğunlukla dost canlısı bir  yaradılışa sahipler; bir gruba dahil olma ve sevilme ihtiyaçları var. Biz dışarı çıkınca bizimle orman yürüyüşüne katılmak istiyorlar.

Aslında yanımızdaki varlıkları, dostlukları bizim için çok faydalı. Zira girdiğimiz orman yaban bir orman. Yaban hayvanları köpek kokusunun olduğu yerden uzak dururlar. Gelin görün ki, çocukların kişisel sınırları ile yüzleşmek zorunda kaldıkları bu karşılaşmaları, olumlu bir çerçevede yapılandırmak için zorlu bir mücadeleye girişmemiz gerekiyor. Öğretmenler ve biz kolaylaştırıcılar, çocukları destekleyerek bu endişelerini aşmalarında onlara destek olmaya çalışıyoruz. Aslında her grupta köpekleri çok seven çocuklar da var. Çocukların bir kısmı köpeklerin neredeyse boynuna atlarken, bir kısmı görmeye bile tahammül edemiyor. Sonrasında, orman yürüyüşü bir köpek eşliğinde devam ederken, yürüyüşün başındaki gerginlik, yavaş yavaş oluşan güven ortamıyla yumuşamaya başlıyor neyse ki. Asıl cesaretin korkusuzluk değil, korktuğumuz halde üstesinden gelmeyi başardığımız durumlardan doğduğunu deneyimliyoruz birlikte. “Korkuyorum ama bunu değiştirebilirim.” Köpekleri güvenli bir mesafeden gözlemleyebilecek fırsatı bulan çocuk, arkadaşının köpekle kurduğu dostluğa şahitlik ederek kendi kaygısını daha kolay yenebiliyor. Bu her zaman çok hızlı olmuyor elbette. Zamanla ve adım adım. Ama çok önemli bir kazanım bu. Korktuğu köpeğin aslında saldırgan olmadığını ve arkadaşının köpeği rahatlıkla sevdiğini görmek, çocuğun kendisine koyduğu sınırları aşmasını kolaylaştırıyor. Neyse tabii tek işimiz köpekler değildi bugün J. 

Sabah önce iki gruba ayrıldık. 2. Sınıf öğrencileri Kübra Öğretmen ve Seteney eşliğinde orman yürüyüşüne çıkarken, ben 3. Sınıf öğrencileri ve Aslı Öğretmen’le Permakamp arazisinde kaldım. 15 dakikalık serbest oyun zamanının ardından çocuklar öğretmenleriyle birlikte Dom’a açık sınıf çalışması yapmaya girdiler. Yoğun bir kitap karıştırma günü oldu Dom’da. Bu çalışmadan sonra ikiye ayrıldı çocuklar; Nersin’le pergolada turşu kuracak ekip ve bahçede benimle gölet çalışması yapacak diğer bir ekip olarak. Kasım ayı ziyaretinde ekipler değişecek; bahçe ekibi turşu kuracak, turşu kuranlar ise bahçede çalışacaklar. Pergolada Nesrin’le çocuklar geleneksel yöntemlerle gıda üretimi üzerine çalışmalar yapacaklar yıl boyu. Mevsimine uygun gıda üzerine sohbet ettikleri pek çok mutfak atölyesi yapacaklar. Turşu bunlardan ilki. Nesrin ve çocuklar turşu kurarlarken, biz önce Dom’un içinde, sonra da bahçede gerçek aletler kullanma üzerine giriş çalışmaları yapıyorduk. Önce, Dom’da kullanmak üzere odun ve kalasları kullanarak yaptığımız basit banklardan hazırladık bir kaç tane daha. Çocuklar çivi ve çekiç kullanarak banklar yaptılar bizim için. Bir alet kullanma sorumluluğu, bu aleti kullanırken kendini ve yanındakini yaralamamaya özen gösterme üzerine ilk deneyimlerimizi paylaştık bugün, sonra da bahçeye çıkıp göletimizi kazmaya koyulduk. Ekim ve Kasım ayları boyunca elementimiz su. Yapay bir gölet oluşturarak üzerinde oluşacak canlı habitatını gözlemleyeceğiz yıl boyunca. Yağmur sularının birikeceği bu gölet, uzun soluklu bir inceleme alanı olacak bizim için. Saat 12.00 -13.00 aralığında öğle yemeği zamanı. Tolga’nın hazırladığı mercimekli şahane sebze çorbası eşliğinde öğle arası veriyoruz. Orman ekibi de yürüyüşten dönüyor bu arada. Sandviçler, çorba, çorba kaselerinin yıkanması ve serbest oyun zamanı. Saat 13:15 suları 3. Sınıf’lar ve ben çıkıyoruz orman yoluna.

Köpekler birinci yürüyüşten yorulmuş sanırım, sadece iki köpek var yanımızda J. Bu ekip geçen sene de aynı orman yolunu yürüdüğü için, bu defa birlikte orman keşfimizi genişletmek istedik. Okul ağacın üzerindeki yolculuğumuzu tamamladıktan sonra, yürünmemiş yollara daldık heyecanla. Yol açtık kendimize ve köpeklere... Orman büyük, yürü yürü bitmiyor J. Dönüş yoluna düştük nihayetinde. Biz ormanın derinliklerine doğru ilerlerken, Seteney’le arazide kalan ekip yine olağan akışı takip etmişler. 15 dakika serbest oyun ve sonrasında Kübra Öğretmen’le açık sınıf çalışmasının ardından, mutfak ekibi ve bahçe ekibi olarak gruplara ayrılmışlar. Bahçede gölet derinleşmeye devam ederken, diğer yanda ıspanak yatağı hazırlanmış ve bu yatağa ıspanak tohumları ekilmiş. Bizim ormandan dönüşümüzün ardından yavaş yavaş toparlanıp okul yoluna düştü çocuklar. Çamurlanmış, yorgun, mutlu, turşuları ellerinde ve akıllarında bir dolu köpekle, yaşadıkları deneyimlerle… Umudumuz bu deneyimleri her geçen gün pozitif bir hatıraya dönüştürebilmek.

 Güneş Savaş

Bugün Tırtıl Anaokulu ve YÖM Okulları bizimleydiler. Tırtıl Anaokulu bu yıl ikinci senesine başlıyor Serbest Gezen Çocuklar Programı’nda. YÖM Okulları ise bu yıl ilk defa gelenler arasında. İlk günlerin hep farklı bir enerjisi oluyor. Tanışma telaşı, araziyi kavrama telaşı... Birkaç ziyaretin ardından ritmimizi buluyoruz. Bu henüz ilk gün. Mehmet ve Seteney, YÖM İlkokulu 3. Sınıf öğrencileri ile orman yürüyüşüne çıkıyorlar. Geçen sene yaptığımız orman barınağımız daha dün ayaktayken bugün bir kısmını yıkılmış buluyorlar. Küçük bakım çalışmaları ve orman barınağımızın yakınındaki bir ağaçtan sarkan sarmaşıkla uçma egzersizleri yapıyorlar.

Biz ise bu esnada Tırtıl Anaokulu’ndan öğrencilerle günlük akışımızı yakalamaya çalışıyoruz. Önce 15 dakikalık serbest oyun zamanı, ardından açık sınıf çalışması. Açık sınıf çalışması, öğrencilerin öğretmenleriyle birlikte geçirdikleri bir zaman. Bu çalışma esnasında, öğretmen kendi ders sürecini açık sınıf çalışmasına taşıyabiliyor, ya da dilerse, kütüphanemizdeki kaynakları kullanarak, örneğin bizim Ekim-Kasım ayı boyunca temamız olan su elementi üzerine yoğunlaşabiliyor. Açık sınıf çalışmasında niyet, teorik ve pratik öğrenme sürecinin Permakamp arazisinde mümkün olduğunca hayata geçirilmesi. Öğretmen ve öğrencilerin seçtikleri bir konu çerçevesinde birlikte bir öğrenme modeli yapılandırmaları. Bu çalışma yaklaşık yarım saatlik bir çalışma. Açık sınıf çalışmasının ardından çocuklar iki gruba ayrılıyorlar. Bahçede gölet yapımında çalışacak ekip ve pergolada Nesrin’le turşu kuracak ekip.  Nesrin çocuklarla birlikte pergolada gerçekleştirdiği buluşmalarda, mevsimine uygun yeme içme kültürü üzerine konuşuyor ve bu doğrultuda çalışmalar yapıyor. Onlar Nesrin’le pergolada turşu kuradursunlar, biz bahçede çamura batmış bir vaziyette çapa kullanmaya giriş çalışmaları yapıyoruz. Gerçek bir alet kullanmanın sorumluluğunu üstlenmek, kendine ve yanındakilere zarar vermeden bir gölet çapalamayı deneyimlemek. Biz buna çapaya giriş diyoruz J Bu sene su elementi kapsamında tekrar açmaya çalıştığımız göletimizin çapını biraz büyütmeye karar verdik.

Henüz bir su birikintisinden hallice, ama formu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı; gölet üzerinde çalışmaya devam... Küçük grup haklı olarak çabuk yoruluyor. Hem yoğun dikkat harcıyorlar, hem de ağır bir alet kullanıyorlar. Saat 12’ye doğru öğle yemeğine geçiyoruz. Orman ekibi de araziye dönüyor. Çorba ve sandviç eşliğinde öğle yemeğine dalıyoruz. 12-13 arası öğle yemeği, kendi kaselerimizi ve kaşıklarımızı yıkama ve serbest oyun zamanı. Bu zaman bizim için en az açık sınıf çalışması, orman yürüyüşü veya mutfak çalışması kadar önemli. Çünkü çocuklar bu zaman aralığında özgürler ve kendi yapabilirliklerini ölçtükleri bir oyun alanında yönergeler olmaksızın oyun oynuyorlar.

Sınırları çizilmemiş bir oyun alanı; nerede başlıyor, nerede bitiyor belirsiz. Tıpkı her çocuğun sahip olduğu kendine özgü kabiliyetleri gibi. Saat 13 suları bu defa ben Tırtıl Anaokulu ile orman yürüyüşüne çıkıyorum.  YÖM İlkokulu ise Permakamp arazisinde kalıyor. Onların da sakin bir 15 dakikaları var serbest oyun için. Ardından açık sınıf çalışmasına giriyorlar. Kendi gruplarına ait bir çalışmaları var. Doğal malzemeler üzerine konuştukları ve tartıştıkları bir proje bu. Bu çalışmayı tamamladıklarında Nesrin’le turşu kurma ekibi ve bahçede gölet kazıp brokoli fidesi ekme ekibi olarak gruplara ayrılıyorlar. Biz ise ormanın derinliklerine doğru uzun bir yolculuk yapıyoruz. Sakin, mümkün olduğunca yavaş. Yanımızda bizimle birlikte yürüyen köpekler var.

Permakamp arazisi pek çok köpeğin ne yazık ki terk edildiği bir bölgenin yakınında. Biz kendi olanaklarımızla arazinin dışında beslemeye çalışıyoruz bu köpekleri. Beykoz Belediyesi de aşılarını yapıyor. Dostluk kurmayı seven vefakar köpekler bunlar; biz araziden çıkar çıkmaz hemen peşimize düşüyorlar. Niyetleri yanımızda yürümek, biraz sevilmek ve dostluk. Hiç biri saldırgan değil. Ama tabii ki her çocuk için kolay değil bu dostluk. Köpeklerin boynuna atlayanlar da var, çok rahatsız olanlar da. Rahatsız olan çocukları mümkün olduğunca destekleyerek, köpeklerle dostluk kurabilecekleri güvenli bir ortam yaratmaya çalışıyoruz. Aslında köpeğe sarılan arkadaşlarını izlemek bile yeterince sağaltıcı oluyor bu endişe için. “Bu köpeği sevmek zorunda değilim, korkabilirim, bununla beraber bu köpek arkadaşlarıma veya bana zarar verecek hiç bir şey yapmıyor.“ “Belki de bu köpekler güvenimi hak ediyor.” Yol boyu bunları konuşarak ilerliyoruz.

Köpeği görünce çığlık atan çocuklar köpekleri belirli bir mesafeden gözlemleme fırsatı yakalayınca yavaş yavaş gevşiyorlar. Orman yürüyüşünün başında bir köpeğin yanından geçmesine bile tahammül edemeyen bazılarımız, köpeğin kuyruğu bacağına çarpınca kahkahalarla gülmeye başlıyorlar. Adım adım ve zorlamadan ilerliyoruz. Acelemiz yok, her birimiz farklıyız. Orman yürüyüşünün ardından kampa geri dönüyoruz. Yorgun ama neşeli. Artık okula dönme hazırlıkları. Çocuklar gördüğümüz kadarıyla mutlular, biz de öyle...

Güneş Savaş

Aman ne gündü! Yeni Okul’dan 3. Sınıf, 5. Sınıf ve 6. Sınıf’lar bizimleydiler bugün. Yeni Okul öğrencileri, bu sene Permakamp’ta geçen yıldan yarım kalan işlerini devam ettirme telaşındalar. Kampa uzun süredir gelmekte olan her öğrencinin kendine özgü bir işi var. Geçen sene maden kazısı yaptıkları yeri devam ettirmek isteyenler, yarım kalan kerpiç evi tamamlamak isteyenler, kendi gizli orman barınaklarını yapanlar... Ama tüm bunların yanı sıra, biz bugün kampta pek zorlandık. “Bunu yapmak zorunda mıyız”, “Ormanda mı yürüyeceğiz”, “Ay yok artık Dom’da açık sınıf çalışması mı?” Her şeyden şikayet, her şeye karşı bir isteksizlik.

Haber Postası

captcha 

Twitter

It seems that module parameters haven't been configured properly. Please make sure that you are using a valid twitter username, and that you have inserted the correct keys. Detailed instructions are written in the module settings page.