22 Şub

Serbest Gezen Bir Anaokulu - Atölye Çocukevi - Önce Sis Sonra Sıcacık Güneş

Atölye Çocukevi bizimle beraberdi bugün. Güne yine yoğun sisle başladık. Permakamp arazisi ve orman yavaş yavaş bahara uyanıyor. Ağaçlardaki kış sürgünleri tombullaşmaya başladılar. Kardelenleri ve çuha çiçeklerini görür olduk ormanda ve kuşlar ağaçlarda bıcır bıcır bıcırdamakta. Kuşların göç zamanı başlıyor, cemreler düşüyor birer birer. Ama bu demek değil ki önümüzde soğuk ve yağışlı günler yok. Mart soğuk geçecek ve yağmurla canımızı okumaya devam edecek daha, ama güneş de ara ara kendini gösterecek, kuşlar gelecek ve her geçen gün baharın yeşili, güneşi artacak.

Nitekim serin başlayan günümüz sıcacık bir güneşle ısınıp neşelendi.  Serbest Gezen Çocuklar buluşmalarımıza bazen Permakamp’lı ailelerin çocukları gelip bizler gibi kolaylaştırıcılık yapıyorlar. Bu uygulama akran öğrenmesi üzerine yapılandırdığımız bir çalışma. Çocuklar kendilerinden bir kaç yaş büyük bir çocuğun önderliğinde ormanda yürüdüğünde veya bir atölye çalışmasına katıldığında bulunduğu ortama çok daha kolay adapte olabiliyor. Kendi yaşına yakın başka bir çocuğun becerilerini gözlemleyerek ve taklit ederek çok daha rahat hareket ediyorlar. Bir aleti kullanma yöntemini kimiz zaman oğlum eren benden çok daha kolay tarif edebiliyor kendinden küçüklere. Bugün de Derin ve Eren bizimleydi yine.

Güne olağan ritmimizle başladık. İki gruba ayrıldık; ben ve ortanca grup ormana yürüyüşe çıkarken, Mehmet, Seteney ve Tolga büyük grupla Permakamp yerleşkesinde kaldılar. Büyük gruptakiler bizim ardımızdan biraz serbest oyun oynadıktan sonra, ekiplere ayrılarak çalışmaya başladılar. Mutfakta Seteney’le birlikte ekşi maya ekmek yapanlar ekibi ve yeni elementimiz ateşi yakından gözlemlemek için ateş yakanlar ekibi. Ateş ekibi aynı zamanda ateş başı mobilyaları da tasarlayıp uyguluyor. Biz ise ormanda dere yolundan yukarı tırmandık bu defa. Dere keyifle şırıl şırıl akmaktayken, içinden şapur şupur tırmanmanın zevki başka. Ağır adımlarla tırmanıyoruz tepedeki ağaçlık alana. Etrafımızda çuha çiçekleri, kardelenler... Kuşlar tepemizde cıvıldamakta. Zemin kaygan, düşüp kalkıyoruz sıklıkla. Kimi zaman gülüyoruz kimi zaman kızıyoruz çamura. Tepeye ulaşmak zahmetli ama pek keyifli. Ağaçların arasındaki açıklık alanlarda kendi oyunlarını kurmakta serbest çocuklar. Bu işe bayılıyorum ben. Uzun uzun yukarıya tırmandıktan sonra gelen serbest zamana. Ormanda yönlendirme olmadan kurulan oyunlara. Önce kısa bir bocalama ama ardından her çocuk mutlaka kendisine bir iş yaratıyor ormanda. Toprak kazanlar, mantar arayanlar, ağaçlara tırmanmaya çalışanlar, barınak inşa etmeyi deneyenler, dal toplayanlar ve daha neler neler... Bu oyunlar eşsiz. Kendiliğinden gelişen, oyuncak gerektirmeyen, keyfince oynanan oyunlar. Ormanda oturup çocukların oyunlarını seyretmeye bayılıyorum. İlk önce bizlere çok yakın kuruluyor oyunlar. Sonra yavaş yavaş oyun alanları genişliyor. Keşif ve serüven başlıyor.

Ağaçların arasındaki açıklık alanda geçen serbest zamandan sonra bu defa yamaç aşağı yuvarlana yuvarlana iniyoruz. Koşuyoruz, kayıyoruz, çamurlara batıp çıkıyoruz. Çamurdan küçük orman domuzcuklarına dönüyoruz. Eskinden çamur bizi çok ama çok rahatsız ederken artık gülüp geçebiliyoruz. Soğuk ve ıslanmak eskisi gibi üzmüyor bizi. Evet hala zaman zaman zorluyor ama sıkıntıları daha kolay aşıyoruz bu ara. Orman bize, biz ormana aşinayız artık. Yürürken bildiğimiz şarkıları söylüyoruz birlikte. Seçtiğimiz hayvanların seslerini taklit ediyoruz, bağıra çağıra, hiç çekinmeden, yüksek sesle. Kurtlar, kediler, baykuşlar, ayılar homurdaya uluya, bağıra çağıra iniyorlar yamaçtan aşağı. Bu koşturma acıktırıyor hepimizi, hatta ‘patlayacak kadar acıktım’ diyenler bile var aramızda. Çamura batmış, tatlı bir yorgunlukla varıyoruz Permakamp’a. Eller yıkanıyor ve harika sofralara oturuluyor keyifle. Çantalardan çıkan yemekler pek şahane. Çorbalar içiliyor, yemekler yeniyor ve işte serbest oyun zamanı başlıyor. 

Oyun sonrası bu kez ortanca grup atölye çalışmaları için Permakamp’ta kalıyor, büyük grup ise Mehmet’le birlikte ormana gidiyor. Atölye çalışmaları için bir ekip Seteney’le ekmek yaparken, diğer ekip benimle birlikte ateş yakıyor. Öyle kolay iş değil ateşi canlı tutmak. Sürekli çalı çırpı, kozalak, dal toplamak gerekiyor. Hepimizin işi başından aşkın, bu ateş hemen uyumaya meyilli yoksa. Hem ateşi besliyoruz dallarla hem de çevresinde oyunlar kuruyoruz dilediğimizce. Mehmet Usta’nın marangozluk atölyesinden kalan tahtalar birer denge tahtasına dönüşüyor çocukların elinde. Mutfak atölyesinde iş bitince oradakiler de katılıyor aramıza. Biraz da onlar ateşi besliyorlar ve sonra geliyor ateş başında açık sınıf saati. Ateşin çevresinde bir çember kuruluyor ve öğretmenleri çocuklara ateş ve ormanla ilgili kitaplar okuyor. Açık sınıf çalışmasından sonra patlamış mısır zamanı. Orman ekibi de geliyor yanımıza. Ateş başında keyifle patlamış mısırlar yeniyor. Ateş başında biraz oyun biraz muhabbet ve bolca mısır. Ama Permakamp’a ayrılan zaman yine hızla geçip gidiyor ve okula dönme zamanı gelip çatıyor.

Güneş Savaş

Okunma 222 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 27 Şubat 2019 23:46

Haber Postası

captcha 

Hakkımızda

Permakamp
Sınırlı Sorumlu Riva Tüketim
Kooperatifi

V.D.
Adres
İletişim : info@permakamp.com