08 Mar

Serbest Gezen Bir İlkokul - Mustafa Aykın İlkokulu - Baharın Tatlı Yüzü

Mustafa Aykın İlköğretim Okulu bizimleydi bugün.Güneşli ve sıcak bahar günleri. Keyfimiz yerinde, yakında gelir Mart ayının ters tarafı ama bugün de iyiyiz yine.  Permakamp’ta erik ağaçları ve kiraz ağaçları çiçeklendi. Ormanda çuhalar, orman menekşeleri ve kardelenler. Çocuklar Permakamp’a gelince gün yavaşça akmaya başlıyor kendi ritminde. Önce serbest oyun zamanı. Futbol oynayanlar, ağaçlara tırmananlar, hemen dereyi çapalayıp baraj yapma işine girişenler. Tüm çocuklar yapacakları şeyleri kafalarında planlayıp gelmişler, çok belli. Herkes bir yerde ama kendi işinde... 10:40 gibi artık zor da olsa ekiplere ayrılıyoruz. Güzel bahar havasında kendi kurdukları oyunları bırakıp başka bir şey yapmak istemiyor çocuklar. Bu hep zor bir denge. Çocukların yapılandırılmamış serbest zamanları o kadar az ki bunun acısını Permakamp’ta çıkarmak istiyorlar. Neyse ki yumuşakça ayrılıyoruz ekiplere. 1. Sınıf öğrencileri benimle birlikte yerleşkede kalıyorlar önce. Mehmet, Ece ve Senem 4. Sınıf öğrencileri ve öğretmenleri Didem’le birlikte orman yürüyüşüne çıkıyorlar.

Kampta benimle kalanlar kısa bir süre daha serbest oyunun tadını çıkarıyorlar. Bu aralar tüm su birikintilerinin içi kurbağa yumurtası ve iri baş dolu. Bu yüzden açık sınıf çalışmalarında çift yaşamlı canlıları ve kurbağaları çalışıyoruz bu ara. Gülçin Öğretmen çocukları Dom’da topluyor ve kurbağaların yaşam döngüsünü okuyorlar birlikte. Açık sınıfın akabinde mutfak ekibi ve bahçe ekibi olarak ikiye ayrılıyoruz. Mutfak ekibindekiler Seteney ile birlikte harika ekşi maya tırnak pideleri hazırlıyorlar ve bizim kerpiç fırında pişiriyorlar. Benimle bahçede çalışan ekip çapa işi yapıyor bugün. Toprak tam tava gelmiş, yumuşak ve kolay çapalanıyor. Arazinin çeşitli bölgelerini çocuklarla birlikte tohum ekmek üzere hazırlıyoruz. Mart ayının üçüncü haftasında doğrudan toprağa ekilecek tohumlar için hazırlık yapıyoruz. Nohut, havuç ve pancar. Bakalım mahsul nasıl olacak?  Uzun ve yorucu bir çapa çalışmasında biz çalışaduralım, mutfak ekibi işini bitirip çıkıyor dışarıya. Onların ikinci işi kamp ateşini yakmak. Malum bu ay elementimiz ateş. Ateş yakıyoruz, ateşte pidelerimizi pişiriyoruz ve ısınan toprakla çalışıyoruz. Bir grup çapa yapıyor, diğer grup keyifle Derya’nın eşliğinde ateş yakıyor. Sonra tüm ekiple ateşin çevresinde toplanıyoruz.  Ateşin harika bir etkisi var üzerimizde, sakinleştirici ve bir araya getirici bir özellik. Ateşle oynamak, içine bir şeyler atıp yakmak, bir dalı içine sokarak tutuşturup çıkarmak çok zevkli ve bir yanıyla da çok rahatlatıcı bir çeşit meditasyon sanki. Ateşin çevresinde yumuşayıp sakinledikten sonra öğle yemeği için çamlık alana geçiyoruz. Masalara kurulup çorbalarımızı içiyoruz. Orman ekibi hala aramıza katılmadı, ormanın tadını çıkarıyorlar, gelesileri yok gibi. Biz çorbalarımızı bitirirken uzaktan ağır ağır ormandan dönüşlerini izliyoruz. Hepsi gevşemiş tatlı bir yorgunlukla ve muhabbet ederek yürüyorlar. Hiç birinin acelesi yok.

Ormanın tadına varmış geliyorlar. Bizim ekip çöplerini ayırıp bulaşıklarını yıkamış, çoktan oyuna dalmış durumda. Böylece orman ekibi sakince yemeğe oturuyor. Aynı rutin devam. Öğle yemeğinden artan yemekler hayvan dostlarımızın kovasına, plastik ve peçete atıkları kötü çöp kovasına ayrılıyor, ve ardından çorba kaseleri yıkanıyor. Her saatin bir rutini var. Aslında çocuklar bir sonraki adımın ne olacağını çok iyi biliyorlar ve yavaş yavaş bu ritmin içinde akıyorlar. Oyun saatini biraz daha uzatıyoruz biz de. Ardından bir sonraki adıma geçiyoruz. Bu defa 1. Sınıf öğrencileri ben, Derya ve öğretmenleri Gülçin ile birlikte orman yürüyüşüne çıkıyorlar. Ardımızda kalanlar az daha oyun oynayacaklar, sonra Dom’da öğretmenleri ile kurbağalar hakkında konuşacaklar, ve ardından ekiplere ayrılıp çalışacaklar. Bir grup Seteney’le pide yaparken, diğer ekip Mehmet’le birlikte ateş başında oturmak için tahtadan bir bank daha yapacak. Ateşi besleyip uyandıracaklar önce, sonra çevresinde gelsin oyunlar. 

Biz ağır ağır ilerliyoruz ormanın içinde. Uzun bir tırmanış bizi bekliyor. Acelemiz yok; kuşları dinleyerek, etraftaki yabani çiçeklere bakarak tırmanıyoruz yukarıya. Arada el veriyoruz yorulana düşene, bol bol sohbet ediyoruz tırmanış yolunda. Yamacı tırmanıp tepelik alana ulaşınca tekrar serbest oyun zamanı çocuklar için. Bu alanda tek sınır birbirimizi görebileceğimiz mesafelerde kalmak. Ağaçlar hakkında konuşuyoruz, ağaçların kış tomurcuklarının ne kadar tombullaşmış olduğuna bakıyoruz, uyanmakta olan börtü böceği ve yılanları konuşuyoruz. Bu geniş alanda biraz takıldıktan sonra sarmaşıklı gizli tünelden geçerek devrik ağaçlar ülkesine gidiyoruz. Ben bu alanı böyle adlandırıyorum. Çünkü bir çok ağaç devrilmiş durumda burada. Şahane bir tırmanma ve denge oyunu alanı. Burası o kadar el değmemiş ve büyüleyici ki kardelenler ve çuhalar daha bir bol ve renkli. Bu canlı renklere ve ağaçların yapraksız olmalarına rağmen, ışık daha az burada. Ormanın derinliklerinde olduğunuzu hissettiğiniz büyülü bir alan burası. Bu keyifli kuytuda biraz oyun oynadıktan sonra Permakamp’a dönüş zamanı geliyor. Yine acele etmeden yamaç aşağı ilerliyoruz birlikte. Ormanın girişine köyün çobanı Nimet Amca gelmiş, bir dolu koyun ve keçi ile karşılaşıyoruz böylece. Yanlarından geçip Permakamp’a doğru yürümeye devam ediyoruz. Kampta bizi şahane bir ateş ve patlamış mısır bekliyor. Keyfimize diyecek  yok, bir de toplanıp gitmek olmasa...

Güneş Savaş

Okunma 322 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 20 Mart 2019 12:45

Haber Postası

captcha 

Hakkımızda

Permakamp
Sınırlı Sorumlu Riva Tüketim
Kooperatifi

V.D.
Adres
İletişim : info@permakamp.com